Türk Ocakları Nazilli Şubesi 30 Aralık 2017 tarihinde Ahmet Arvasi konulu sohbet düzenledi. Açılış konuşmasını Türk Ocakları Nazilli Şube Başkanı Ahmet ÇEKİM yaptı. Çekim, Arvasi’nin, Türk milliyetine önemli katkılar yapan ve gençliğin yetişmesinde çok önemli bir şahsiyet olduğundan  bahsetti ve sözü Arvasi’nin öğrencisi de olan Emekli Öğretmen Hüseyin ÖZEVCİMEN’e verdi. Hüseyin ÖZEVCİMEN yaptığı konuşmada;

“Milletlerin hayatında öyle sanatçı, devlet adamı, şair, mütefekkir, dava adamları vardır ki, eğer hafızasını kaybetmezse bunalım çağlarında “birer eskimeyen yeni” veya “ her dem yeniden doğan” bu yüksek şahsiyetlere bakarak yönünü bulabilir. İşte S. Ahmet ARVASİ bir muallim, mütefekkir ve dava adamı vasfıyla onlardan biridir. Van’ın Doğubeyazıt Arvas köyünde başladığı dünya yolculuğunda öğretmenlik mesleğine başladığı günden İstanbul Erenköyde daktilo başında gecenin saat:11.00 de hakka yürüdüğü ana kadar Türk Gençliğini görev yaptığı okullarda, sınıflarda, emekli olduktan sonra gazetelere yazdığı makalelerde veya konferans ve sohbetleriyle  irşad etme vazifesini  hakkiyle yapmıştır. Tek maaşlı olmasına rağmen kendisine arkadaşları tarafından milli eğitim bakanlığı merkez teşkilatında görev  teklifini , “ben masa başında yapamam, okullarda Türk gençliğine hizmet etmekten, onlardan ayrı kalamam” diyerek kabul etmemiştir. Maddi imkansızlıklar içinde bu irşad görevini yapmış, bir ömrünü bu inandığı Türk-İslam  davası uğruna çilelerle tamamlamıştır. O dersinin kitabını (Eğitim Sosyolojisi) yazmış bir öğretmendi.

Emekli olduktan sonra İlm-i Hal yazacak kadar İslam’a vukuf biri olarak, isteseydi Seyyid olması avantajını da kullanarak bir tekke kurar,himmetlerle (bugünkülerin yaptığı gibi) rahat bir hayat sürebilirdi. “İslamiyet, emperyalizme ve sömürüye alet edilemez, bu bizzat dinin gayesine aykırı düşer. Dini sömüren fertler, zümreler, partiler ve milletler, bizzat dinin lanetine uğramışlardır.” Bilinciyle dini ticarete, siyesete, tatlı hayat uğrana istismara karşı çıkmıştır. “İslamiyette runbanlık yoktur. Din hiçbir sınıf, zümre, fert, parti, millet ve grubun inhisarında değildir. Din Allah’ındır. Her mümin dine sahip çıkabilir ve onu yaşayabilir. İslamiyette “din adamlığı” diye bir meslek yoktur. “Din Öğretmenliği” ve “hadem-i hayrat” adı altında vazife görenler sadece herhangi bir müslümandırlar. Ayrı bir imtiyazları yoktur. İslamiyette “ruhban” yok “ulema” vardır.” diyerek merhum Mehmet Akif Ersoy’un ifade ettiği gibi “Doğrudan doğruya Kur’andan alıp ilhamı/ Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı” anlayışına sahip idi.    

O Türk Milletine büyük bir aşkla aidiyet duyuyordu. Türk Gençliğini zararlı akımlar ve alışkanlıklara karşı uyarı görevini bitmek-tükenmek bilmeyen bir enerjiyle yapmaya çalışmış ve yetiştirdiği öğretmen olan öğrencileri ve yazdığı kitap, konuşmalar ve kitap haline getirilmiş gazetelerdeki makaleleriyle bu  hizmetine halen devam ettirmektedir.Bazı çevreler kendisinin seyyid olması ve Hz. Peygamber soyundan gelen biri olması hasebiyle arap kökenli olduğunu, Türk Milliyetçiliği gibi bir davasının olmaması gerektiğini söylediklerinde, onlara şu tokat gibi:” Sahabeden sonra İslam dinine en büyük hizmeti Türk Milleti yapmıştır. Eğer ben Afrikada doğan bir zenci olsaydım da yine Türk Milliyetçisi olurdum. Dünyada iki Türk kalsa biri ben olurum.” cevabını vermiştir. Yeniden bir İslam Medeniyeti oluşacaksa bunun önderinin Türk Milleti olacağına inanıyordu:”Türk Milleti bin yıllık tecrübesi ile Türk Medeniyetini  İslamiyetin sosyolojik ve psikolojik değerleri ile yoğurarak  büyük bir senteze ulaşmıştır. Bu sentez Türk Milletindeki hayat ve dinamizmi akıllara durgunluk verecek ölçüde kuvvetlendirmiş ve hayrete şayan eser ve abidelere ulaşmıştır. Görünen odur ki, milletimiz yeni bir silkinişe hazırlanmakta “çağdaş Türk-İslam Rönesansına” yol aramaktadır. Bu rönesansın her şeyden önce kültür planında başarılmasını istemekte ve bu zaruri gözükmektedir.” inancıyla eğitim hayatının buna göre yeniden düzenlenmesini şart koşuyordu.

“ Fakr-u zaruretten tarih sahnesinden silinmiş millet yoktur, ama ahlaksızlıktan ve kültür yozlaşmasından dolayı birçok yüksek medeniyetin yok olduğuna tarih şahittir. İkinci dünya harbinde iki atom bombası yiyerek yerle bir olmuş Japonya ve işgale uğramış Almanya  savaşta maddi hayatı dumura uğramalarına ve yok olmasına rağmen eğitilmiş insan gücü ve bilim adamları sayesinde tekrar ayağa kalkmış ve dünya milletler ailesinde önemli bir yere sahip olmuşlardır.” diyerek eğitimin milletler hayatındaki önemine dikkat çekmiş ve milli eğitimin  buna göre düzenlenmesinin gerekliliğini belirtmiştir. “Eğitim aşırı bir ferdiyetçiliğe kaçarak, milli değerlere normlara sırt çeviremez. Milleti ve milli değerleri feda eden bir eğitim asla düşünülemez. Eğitim, ferdin serbestçe gelişme hürriyetiyle milli tarih, milli kültür ve milli ülkünün gerektirdiği disiplini beraber götürmek ve gerçekleştirmek zorundadır.” diyerek eğitimin hem ferdin gelişimini sağlayacak, hem de milletin kalkınmasını ve milli hedeflerini gerçekleştirecek şekilde düzenlenmesini tavsiye etmiştir. Bunun için ta 50 yıl önce iş okullarının (ki sanayinin ara eleman ihtiyacı için bu okullara ihtiyacı olduğu bugün hala ifade edilmektedir) önemini ifade etmiştir. Böylesine bir eğitimi gerçekleştirecek  temel unsurun öğretmen olması hasebiyle,” Öğretmenler memleketin en zeki ve çalışkan evlatları arasından seçilen, çağdaş bilgilerle mücehhez yüksek tahsilli ve karakteri sağlam milli kadrosu.” olduğunu belirtmiştir.  “Eğitimde temel unsur öğretmendir, diğerleri sonradan akla gelmelidir. Aksi halde fenni ve modern kovanlarda  eşek arısı beslemekle “bal” alınamaz.”

Türk Milletine yüksek bir aşkla sevdalı olan Arvasi, Türk Milliyetçiliği –Gayeler-Prensipler-Strateji-Program adlı eserinde Türk Milletine şöyle sesleniyordu:”Sen nasıl ki, mutluluğunu başka milletlerin ıstırabında ve gözyaşında aramıyorsan, hiçbir millet de mutluluğunu senin ıstırabında ve gözyaşında bulamamalı ve arayamamalıdır. Bunun için güçlü ve hazırlıklı ol…” diyerek uyarmıştır.

56 senelik ömrünün her bölümünde hep konuştu ve yazdı. 31 Aralık 1988 tarihinde İstanbul Erenköy'deki evinde vefat etti. Saat 11.00'de ruhunu teslim ettiğinde  çok sevdiği daktilosunun başındaydı. Eserleri:  Türk-İslam Ülküsü (3 cilt), Kendini Arayan İnsan, İnsan ve İnsan Ötesi, Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz, Şiirlerim, Eğitim Sosyolojisi, Doğu Anadolu Gerçeği, İleri Türk Milliyetçiliğinin İlkeleri, Hasbihal (6 cilt)  ,İlm-i Hal, Türkiyede Şark Meselesi ve Alınacak Tedbirler.Sohbetler İnsanın Yalnızlığı. Size sesleniyorum”

Allah rahmet eylesin ve inşallah çok sevdiği peygamberine komşu olsun.” dedi.


PAYLAŞ