Güney Kafkasya’da değişim yakın gözüküyor. Müspet mi yoksa menfi mi olacak işin o kısmı henüz belli değil. 31 Ağustos günü Türk, Ermeni ve İsviçreli yetkililer taraflar arasında parafe edilen iki protokolü eş zamanlı olarak dünyaya duyurdu. Türkiye-Ermenistan sınırının açılması, diplomatik ilişkilerin tesisi, 1915 konusunun tartışılması gibi iki ülke arasındaki kritik hususların yer aldığı bu iki protokol dünya gündemine bomba gibi düştü denebilir. AB ülkeleri, ABD, Rusya memnuniyetlerini dile getirirken Azerbaycan’da ise endişeli bir sessizlik hakimdi. Başbakan Erdoğan Mayıs ayında Bakü’de Azeri milletvekillerine Yukarı Karabağ (YK) sorunu çözülmeden sınır açılmayacak sözü veriyordu, ancak açıklanan protokole göre yıl sonuna doğru Türk-Ermeni sınırının açılması öngörülüyor ve Karabağ meselesi ile ilgili protokolde hiçbir husus yer almıyordu.


YK konusunun protokolde yer almayışı Azerbaycan’ı endişelendirse de, tahminen YK konusu “off the record”, yani kayıtlara girmeden Ermenistan’a aktarıldı. Ermeni hükümetinin hesap vermesi gereken güçlü bir diasporası ve etkili bir muhalefeti var. 1915 olaylarını tartışmaya açtıkları, Türkiye ile olan sınırları tanıyacakları ve gelecekte yapılacak toprak taleplerinin önünü tıkadıkları gerekçesiyle şu anda bile ciddi bir muhalefetle karşı karşıyalar ki, bir de bunlara YK konusu eklenseydi hükümet kendini bir anda yeni muhalefet olarak bile bulabilirdi. Unutmamak gerekir ki Ermenistan Devlet eski Başkanı Levon Ter Petrosyan’ı istifaya götüren en önemli sebep, YK konusunda taviz vereceği şeklinde bir izlenimin oluşması olmuştu. Bu yüzden protokolde açık açık YK konusuyla ilgili bir hususun yer alması mümkün değildi.

Peki YK konusunda gerçekten bir şeyler olacak mı? En büyük merak konularından birisi bu? Tahminen olacak, ABD hükümetinin açıklamış olduğu Madrid Prensipleri çerçevesinde bir çözüm yoluna gerek Ermeni gerek Azeri yetkilileri genel olarak olumlu görüş bildirmişler, bazı detaylar üzerinde durduklarını açıklamışlardı zaman zaman. Basında şu günlerde çıkan bazı haberler ise bu konuda umudu arttırıyor. Örneğin Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Elhan Poluhov, Rus basınına yaptığı açıklamada, “İlk aşamada Karabağ dışındaki 7 bölgeden 5’inin (Ağdam, Fuzuli, Zengilan, Cebrail ve Gubadlı) kontrolü Azerbaycan'a geçmeli. Artı Laçin ve Kelbecer bölgelerinin işgalinin sona ereceği tarih de net olarak belirlenmeli. Bunun karşılığında bizler yıllardan beri kapalı olan demiryolu ağı ile otoyolları tekrar kullanıma açacağız” dedi. Öte yandan, Ermenistan’ın Nabucco’ya dahil edilebileceğine yönelik haber ve yorumlar da dikkat çekiyor. Gazprom başkanı Aleksey Miller, Türk – Ermeni sınırının açılması ile birlikte Ermenistan’ın bölgesel enerji politikalarında yer alabileceğine işaret etti. (Gerçi Rusya’da bu yönde çıkan haberleri Rus-Gürcü çatışması çerçevesinde değerlendirmek gerektiğini unutmamak da gerekiyor) Ancak, Nabucco’ya gaz tedarik etmesi beklenen ülkelerden biri olan Azerbaycan’ın YK sorunu çözümlenmeden Ermenistan’a değil gaz, hava bile sağlamayacağı bilinen bir gerçek. Henüz ortada somut herhangi bir imza ya da antlaşma olmamasına rağmen şimdiden enerji ve ulaşım alanlarında bir takım projelerin tartışılmaya başlanması ve verilen demeçler “acaba bizim bilmediğimiz basına yansımayan daha neler var” dememize neden oluyor.

Eğer, gelişmelerden çıkardığımız kadarıyla, Ermenistan YK konusunda Azerbaycan ile bir mutabakata varabilir ve bunu da Türk-Ermeni sınırının açılması izlerse, bölge müspet yönde büyük bir değişime sahne olacak. Yok hayır, eski inatlaşmalar devam eder ve hükümetler muhalefetlerine boyun eğerse bir 15-20 yıl daha bölgede istikrar nasıl sağlanacak diye merak eder dururuz.


PAYLAŞ