Emine BULUT'un ölümü ile tekrar gündeme gelen, bir kaç gün sonra, yeni bir ölüme kadar unutulacak olan “kadına yönelik şiddet”, toplumun kanayan yarasıdır.

Sorun nerededir?

1. İlgili Yasal Düzenlemeler:

BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 1. Maddesi, "Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar." hükmü ile doğrudan kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetle mücadeleyi işaret eden bir madde olmasa da 1949 yılı, farkındalığın başlangıcı olmuştur.

1993 yılında “kadına yönelik şiddet” kavramı, uluslararası insan hakları hukuku alanında ilk kez “Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Şiddetin Tasfiye Edilmesine Dair Bildiri”de tanımlanmıştır. Bu çerçevede “kadına yönelik şiddet”, “İster kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma anlamına gelir.” şeklinde tanımlanmıştır.

“Kadına yönelik şiddet” konusunda bağlayıcılığa sahip ilk ve tek uluslararası sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi, 2011 yılında imzaya açılmıştır. Sözleşme, 1 Ağustos 2014 tarihinde, Türkiye’nin de içinde yer aldığı onaylayan ülkelerde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye’de, başta Anayasa olmak üzere bütün yasalarda, kadın erkek fırsat eşitliğinin güvence altına alınması amacıyla önemli düzenlemeler yapılmıştır. Anayasa’nın 10. Maddesinin hükmü şöyledir: “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler, eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.".

Devlet, cinsiyete dayalı ayrım yapmamanın ötesinde, kadınla erkeğin her alanda eşit haklara, eşit imkânlara kavuşması için düzenlemeler yapmak, gerekli tedbirleri almakla yükümlü kılınmıştır ve pozitif ayrımcılığın önü açılmıştır. Anayasa’nın 41. Maddesinde de “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.” hükmü bulunmaktadır. Bu düzenlemeler sonucunda, cinsiyet ayrımcılığına maruz kalınması durumunda, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı doğmuştur.

2002 yılında yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu’nda, evlilik birliğinin temsilinde kadın ve erkeğe eşit haklar tanınmış; eşlerin müşterek çocuk üzerindeki velayet hakkını birlikte kullanacakları hükmü getirilmiş; eşlerden birinin meslek ve iş seçiminde diğerinin iznini alma zorunluluğu ortadan kaldırılmış; herhangi bir rejim belirlenmemişse kadının emeğini korumayı amaçlayan “edinilmiş mallara katılma rejimi” getirilmiştir.

Türk Ceza Kanunu’nda, kadının mağdur olduğu birçok suç, “topluma karşı işlenen suçlar” kapsamından çıkartılıp, “kişilere karşı işlenen suçlar” kapsamına alınarak cezaları ağırlaştırılmıştır. Ayrıca, “töre” cinayetleri faillerinin Kanun’da öngörülen en ağır ceza olan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılması hükmü getirilmiştir. Cinsel saldırı suçu için öngörülen cezalar ağırlaştırılmış, suçun nitelikli hâli yeniden düzenlenerek kapsamı genişletilmiştir.

6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, 20 Mart 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanun’un Uygulanmasına Dair Yönetmelik ise 18 Ocak 2013 tarihinde yayımlanmıştır. Yasa gereği, şiddet uygulayan ve uygulama tehlikesi bulunan bireye karşı can ve mal güvenliğinize ilişkin koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınması, alınan tedbir kararına aykırı davrananlar hakkında suç duyurusunda bulunulması, şiddet mağduru kadınların koruma altına alınması amacıyla sığınma evleri ve konukevleri açma zorunluluğu getirilmiştir.

5393 Sayılı Belediye Kanunu’nda, belediyenin görev, yetki ve sorumluluklarını düzenleyen 14. Maddesinin “a” Bendi’nde, “Büyükşehir belediyesi ile nüfusu 50.000‘i geçen belediyeler; kadınlar ve çocuklar için koruma evleri açar." hükmü getirilmiş; böylece bakanlığa bağlı sığınma evlerinin dışında belediyeler ve STK’lere sığınma evi hizmeti verme görevi ve sorumluluğu yüklenmiştir.

Çalışma hayatını düzenleyen İş Kanunu’nda, 2003 yılında yapılan değişiklikler ile çalışma yaşamında kadın erkek eşitliğinin sağlanması yönünde önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Yapılan değişiklikler sonrasında; iş akdinin kurulmasından sona ermesine değin iş yaşamında, cinsiyet eşitliğine aykırı hareket edilemeyeceği hüküm altına alınmış; işyerinde cinsel taciz ve kısmi çalışmaya ilişkin hükümler de ilk kez Kanun’da yer almıştır.

Ulusal ve uluslararası mevzuatta, “kadına yönelik şiddet”i önlemek amacıyla düzenlemeler yapılmıştır; bu düzenlemeler daha iyiye doğru devam etmektedir.

2. Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı 2018-2023

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, “Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı 2018-2023” hazırlayarak kadının güçlenmesi için eğitim, sağlık, ekonomi, karar alma mekanizmalarına katılım ve medya konularında; amaç, hedef, stratejiler belirlemiştir.

Çalışmalar, kadının güçlenmesi üzerine oluşturulmuş ve beş unsur belirlenmiştir:

1. Kadınların kendi değerinin farkında olması.

2. Seçeneklere sahip olma ve bunlar arasında tercih yapma hakkı.

3. Fırsatlara ve kaynaklara erişim hakkı.

4. Ev içinde ve dışında kendi hayatlarını kontrol etme gücüne sahip olma hakkı.

5. Ulusal ve uluslararası düzeyde daha adil bir toplumsal ve ekonomik düzen oluşturmak için toplumsal değişimin yönünü etkileme becerileri.

Ayrıca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele El Kitabı hazırlamıştır. Yazı ekinde sunulan el kitabında, koruma tedbirlerinin neler olduğu, nerelere başvurulabileceği, kimlerin faydalanabileceği ve şikâyet dilekçesi örnekleri gibi ayrıntılı açıklamalar bulunmaktadır.

Örneğin şiddete uğrayan kişi, şiddete uğrayan kişiyle aynı evde oturan kişiler, kardeş, çocuk, akraba ya da şiddeti gören, duyan, tanık olan komşu, öğretmen, doktor gibi kişiler; Başsavcılığa veya Aile Mahkemesi Hâkimliğine, eğer bulunulan yerde Aile Mahkemesi yoksa Asliye Hukuk Mahkemesine, Polis Merkezlerine, Jandarma Karakollarına, Sağlık Kuruluşlarına, Belediyelerin Kadın Danışma Merkezlerine, Baroların Adli Yardım Kurulları ve Kadın Danışma Merkezlerine ve Kadın Sivil Toplum Kuruluşlarına şikâyet, ihbar ve koruma başvurusunda bulunabilirler.

Bütün bu yasal düzenleme ve çalışmalara rağmen “kadına yönelik şiddet” devam etmektedir. Sorun neden çözülememektedir?

Önce kendimize şu soruları sormalıyız:

1. Sorunu çözmek istiyor muyuz? Hepimiz üzerimize düşen görevi layıkıyla yerine getiriyor muyuz?

2. Kadınlarımız ve kızlarımız bize ait varlıklar mı? Yoksa toplumda eşitlerimiz mi?

3. Onları korumalı mıyız? Yoksa kendilerini, gerekirse bize karşı da korumayı öğretmeli miyiz?

4. Yasal düzenlemeler ve uygulamalar erkek egemen gruplar tarafından yapılmakta ve onaylanmaktadır. Acaba ne kadar tarafsız olabiliyorlar?

5. Bütün çalışmalarda amaç, hedef ve stratejiler; kadının güçlenmesi, eğitilmesi üzerine kurgulanmakta; oysa şiddeti uygulayan erkek ise erkeklerin de eğitilmesi gerekmez mi? Konukevlerine kadınların değil de şiddeti uygulayan erkeklerin yerleştirilmesi daha doğru olmaz mı?

6. Sığınma evleri ve konukevleri adı altında oluşturulan evlerde, kadını sınırlı sürelerde “hapis hayatı” gibi koruma altına almak ne kadar doğru? İşi ve mesleği olmayan kadın, daha sonra ne yapacak? Sığınma evinden çıkan kadın, boşanırsa hayatlarını nasıl idame ettirecek? Boşanmazsa şikâyetçi olduğu kocasının evine nasıl dönecek? Sığınma evlerinde fuhşa yönlendirilme tehlikesi de bulunmaktadır.

7. Şiddet mağduru kadın, psikolojik olarak çok ciddi sorunlar yaşamaktadır. Her türlü sarsıntılı durum söz konusudur. Aynı durumda olan kadınların bir arada bulunması ve çaresizlik duygusu, şartlarını daha da kötüleştirmez mi?

8. İstatistiklere göre, şiddet uygulayan meslek grupları arasında polisler çoğunluktadır. Sığınma evlerinin adresleri gizli olmakla birlikte, bu evlerin korunması amacıyla adreslerin polislerin bilgisi dâhilinde olması çelişki değil mi?

9. Koruma önlemleri almak, şiddet uygulayan kişiyi cezalandırmak, kişileri bilgilendirmek yeterli mi? Bir konunun yasayla düzenlenmesi sorunun çözümü için yeterli mi?

Görüyoruz ve yaşıyoruz. Şiddet devam ediyor. Önce biz, üzerimize düşen görevleri yerine getirmeliyiz.

Ancak hepsinden önemlisi hükûmetler, yasal düzenlemelerin yeterli olmadığının, uygulamaya yönelik sorumluluklarının bulunduğunun farkına varmalı ve gereğini yapmalıdır. Sorunu yaşayanlara, karar mekanizmalarında yer verilmediği sürece sorunun çözülmesi mümkün değildir.

Yoksa ölenin ardından vah vah edip “Suçlular en ağır şekilde cezalandırılacak.” demenin kimseye bir faydası yoktur.

Ek: Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele El Kitabı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Yay.


PAYLAŞ