Prof. Dr. Ayşe Filiz Yavuz’un kitabı, hikâyelerinden oluşuyor. Kitabın ithaf kısmında yazar “Cebimdeki hatıraların bütün sahiplerine” yazmış… Gerçekten hikâyelerin hemen tamamında “hayatın içinden” acı, tatlı, hüzünlü, mizahi hatıralarla karşılaşıyorsunuz. Kâh mesleğinin icabı olarak hastanedeki hastaların hayatından kâh komşu hanımın hayatından kâh mesai arkadaşının başına gelenlerden, belki kendi ailesinden kesitler var. Ama hepsinin ortak özelliği, hayatın içinden olmaları.

Yirmi hikâyeden meydana gelen kitaptaki her hikâye, okuyucuyu içine çekiyor; ya komşu olup dinliyorsunuz ya doktorun yanında âdeta vizite çıkmış gibi hastanın hâlini heyetle birlikte gözlemliyor; hastanın hikâyesini bazen gülümseyerek bazen gözyaşınızı tutamayarak okuyorsunuz.

“Kızım Uçtu”, anne ile kızı arasındaki duyguları çok canlı biçimde anlatıyor; gerçekten “Ben mi onun annesiyim, yoksa o mu benim annem?” ilişkisini buram buram hissediyorsunuz.

Kayserili zengin iş adamının oğlunun düğününe giden arkadaşlarının açlık ıstırabını kâh gülerek kâh kınayarak ama bütün gerçekliğiyle siz de düğüne gitmişçesine yaşıyorsunuz.

“Pak Türk’ün Karısı Maria”, tabiat manzaralarını çizen resim sanatının yazıya dökülmüş ustalığıyla bezenmiş bir hikâye… Hastanenin sonbahar bahçesinde ağaçlar âdeta konuşuyor: “Bahçede ağaçlar vardı, çıplak dalları ile ruhunu sereserpe ortaya koyan, soğuklara kafa tutmaya hazır olan ağaçlar.” Tabiatı bütün mevsimleriyle tasvir eden canlı ifadeler, diğer hikâyelerde de var. Gagavuz elinde doktorluk… Umutlu Maria, Türkiye’ye gitmek isteyen Maria, “Pak Türk’ün Karısı Maria”, muradına eren, tedavi için Türkiye’ye giden Maria… Sonbahar renkleriyle Maria’nın kaderi belirlenmiş sanki… Valentin var tabii bir de! Maria’nın kocası, Pak Türk…

Çok uzatmaya gerek yok. Kitabı okumak lazım, okuyan herkes kendi yaşadıklarından bir şeyler bulacak eminim, hem de birkaç hikâyede, her hikâyede değilse bile...

Yaşanmışları, hemen hiç kurgulamadan olduğu gibi yazmış Filiz Hanım ve “olduğu gibi” yazmanın, sadeliğin, çıplak hakikatin güzelliğini yansıtmış.

Hangi hikâyeleri daha çok beğendiğimi merak eden olabilir. Hepsini beğendim. Okuduğunuz zaman siz de bana hak vereceksiniz. Her hikâye, hayatın içinden farklı bir yaşanmışı anlatıyor. Ama yaşandığı için hepsinde yaşanmış duyguları hissediyorsunuz, yani yazar duygularını bütün hikâyelerde okuyucuya yansıtıyor.

Kitabın başındaki öz geçmişinde daha önce yayımlanmış altı kitabı daha olduğu yazıyor. Bunlardan ikisini (Güldür Yüzümü Mevzu Derin ve Bir Arpa Boyu Yol) okumuştum. Okuduğum bu üç kitabında, benim okuma sırama göre, edebiyatımızın üst basamaklarına doğru tırmanan Filiz Hanım’ı kutluyorum ve tabii devamını diliyor ve merakla beliyorum.

 

*Ayşe Filiz Yavuz, 2019, Pak Türk’ün Karısı, Ötüken Neşriyat A.Ş., İstanbul, 222 s.


PAYLAŞ