TÜRK OCAKLARI

GENEL MERKEZİ

Türk Bayrağını Yükseltme Ülküsü
Fahri ATASOY

Türk bayrağını yükseltmek Türklük ülküsüdür. Türk milletinin bir ferdi milletlerarası alanda başarı gösterdiği zaman hepimiz bu başarıdan mutlu oluruz, gurur duyarız. Özellikle de bayrağımızı dalgalandırması ve İstiklal Marşımızı okutması ayrı bir duygudur. İşte milliyetçiliğin özü burasıdır. Bu duyguyu Türk vatanında yaşayan herkes yaşar. Bu duygu paylaşımının etnisitesi yoktur. Türkiye’de yaşayan ve bu toplumun içinde yer alan herkes bu sevinci paylaşır. Milletleşmenin önemli göstergelerinden birisi bu duygu ortaklığıdır. Bu duygu ortaklığı tek başına yeterli değildir ama etkili ve güçlü bir faktördür.

Basına yansıyan haberlere göre (01.08.2010) “İspanya'nın Barcelona kentinde düzenlenen 20. Avrupa Atletizm Şampiyonası'nda, bayanlar 10 bin metre yarışını kazanarak Türkiye'ye ilk madalyasını kazandıran Elvan Abeylegesse'den sonra, 110 metre engelli yarışını 12.63'lük dereceyle kazanan Nevin Yanıt Olimpiyat Stadı'nda ikinci kez İstiklal Marşı çalınmasına sebep oldu. Her iki sporcumuz Türk bayrağını gururla omuzlarına alarak Olimpiyat Stadı'nda şeref turu attılar.” Türkiye bu başarıların gururunu birlikte yaşadı. Bu yaşantı maalesef sürekli bir gurura dönüşemiyor. Sporda benzeri başarıları seyrek elde ettiğimiz için çabuk heyecanlanıyoruz, çabuk unutuyoruz. Halbuki bu başarılar milli duyguların canlı olmasında büyük öneme sahip. Daha önceleri elde edilen dünya çapında başarılar dünyaya bakışımızı değiştirmişti. Kendimize güvenimiz artmış, milli gururumuz okşanmıştı. Galatasaray’ın UEFA kupasını kazanması, Milli Futbol Takımının dünya kupasında 3. olması, hem Türkiye’de yaşayan insanlarımızı, hem de Türkiye dışındaki Türk dostu insanları ortak duygularda birleştirmişti. Bu duygu paylaşımını milliyetçilik için önemsemek gerekir.

İnsanlar için duygular motivasyon açısından temel sayılır. Ancak duygular bilinç düzeyine ve iradeyi yönlendirecek fikir düzeyine çıkmadığı müddetçe sadece hoş bir paylaşım olarak kalır. Dolayısıyla ortak duyguları zihinsel dünyamızda desteklememiz gerekir. Temel düzeyde canlanan milliyetçilik duygusunu düşünce düzeyine yükseltmek toplumun gücü bakımından son derece önemlidir. Türkiye’nin buna şiddetle ihtiyacı vardır. Tarihte büyük mücadelelere girmiş ve başarılara imza atmış bir milletin evlatları bilinç düzeyinde büyük başarılar hedeflemeleri gerekir. Kendilerine Türk Bayrağını yükseltmeyi hedef seçmeleri toplumun dinamiklerini güçlendirir. Buna örnekler bulmak sinerjimizi artıracağı için paylaşmakta ve ön plana çıkartmakta fayda vardır. Başarı bireyleri olduğu kadar toplumları da ileriye götürür. Moral ve motivasyon sağlar.

Son yıllarda PKK terörünün yol açtığı travma toplumda ciddi moral bozukluğuna yol açmış durumdadır. Çok dillendirilemese de Silahlı Kuvvetlerimizin küçük bir zaafı bile sessiz halk kesimi tarafından yakından takip edilmektedir. Sıradan bir vatandaş çok güvendiği bir kurumun nasıl olur da basit hatalar yaptığını anlayamamakta ve üzülmektedir. Bu üzüntünün ortadan kalkması kendi imkânlarımızla kendi problemlerimizi çözebilmemize bağlıdır. Bu da topyekün bir seferberlik ve yeni imkânlar araştırma ve geliştirmeyi gerektirir. Bu anlamda MKEK tarafından MEHMETÇİK isimli yeni tüfek geliştirildiğinin açıklanması, TAI’de ANKA ismi verilen yerli insansız hava araçlarının üretimine başlanması, ASELSAN’da "PERİ" adlı insansız kara aracı geliştirilmesi gibi haberler son zamanlarda topluma bir nebze moral oldu. Bunların devamı toplum tarafından şiddetle beklenmektedir. Özellikle milli üretim ve başarı ihtiyacı her kesim tarafından özlenen bir durum haline gelmiştir. Küreselleşme adına gittikçe teslimiyet moduna giren bir ülkede bu önemli bir dönüm noktasıdır ve güçlendirilmelidir.

Türkiye sık sık üstü örtülü saldırılara maruz kalarak bayrağın yükselmesi yerine korunmasına kilitlenmek zorunda kalıyor. 12 Eylül öncesinde komünist ve kapitalist çatışmanın odağına konduğu için ciddi anlamda bir bunalım dönemi yaşadı. Askeri darbeyle suni ve aldatıcı bir rahatlamanın ardından daha etkili bir çatışmanın içine düştü. Bu defa komünist hareketler içinde kamufle olmuş bir etnik terör başımıza bela oldu ve bu bela çok sıcak bir şekilde devam ediyor. Bu sebepten insanlarımızı kaybediyoruz. Büyük kaynaklarımızı harcıyoruz. Morallerimizi bozuyoruz. Birbirimizi suçluyoruz. Savunma pozisyonuna girmek zorunda kalıyoruz. Öyle bir ruh hali yayılıyor ki Türkler kendi içlerindeki etnik gruplara karşı milliyetçilik yapıyor durumuna düşürülüyoruz. Halbuki Türklerin tarih boyunca zalim güç odaklarına karşı verdikleri mücadelelerde farklı etnisitelere mensup grupların tavırları kardeşlik hukukunu geliştirmiştir. Onun için milli mücadeleden sonra yeni kurulan Cumhuriyetin millet tanımlaması bu hukuka uygundur. Bu durum sosyolojik bir gerçekliktir. Dolayısıyla Türk milliyetçiliği kendisinden bir parça olarak gördüğü alt gruplara karşı genellemeci bir tavır geliştiremez. Şimdiye kadar geliştirmemiştir de. Bazı art niyetli kişilerin yaptığı yakıştırmalar kasıtlıdır.

Türk milliyetçiliğinin ülkü olarak benimsediği Türk milletinin güçlendirilmesi ve Türk bayrağının yükseltilmesi düşüncesi bütün millet fertleri için ortak bir davadır. Bu dava bir savunma davası değil, bir ülkü ve ideal davasıdır. Bu dava toplumda sadece kendisini milliyetçi olarak tanımlayanların davası değil, gönlünü bu milletin istikbaline vermiş bütün millet fertlerinin davasıdır. Milli ülküye milli dava dememizin sebebi budur. Milliyetçilerin görevi bu davayı milletin fertlerine hatırlatmak, anlatmak ve şuur düzeyine çıkarmaktır. Bunu yapmanın yolu ise milli başarıları desteklemek, milli düşünceyi geliştirmek, milli kültür kaynaklarını topluma ulaştırmak, milletin fertlerine güvenmek, milleti tehdit eden tehlikelere dikkat çekmek ve mücadeleyi yaygınlaştırmaktan geçer. Milli İstiklal Savaşında Mustafa Kemal Atatürk’ün düşman karşısında millete gitmesi, millete güvenmesi ve bütün çatlak seslere rağmen cepheyi geniş tutması önemli bir örnektir. Milliyetçiler Atatürk’ün yolunda milletin bütününü kucaklayacak ve mücadeleye katacak yöntemler geliştirmek zorundadır. Mücadele küçük marjinal gruplarla değil, ancak milletin gönlüyle katılacağı bir seferberlikle kazanılabilir. Milliyetçiliği kendisine şiar edinmiş insanların birbirinin gönlünü kırması bu seferberliği inandırıcı kılmaz. O yüzden önce milliyetçilik şuuruna sahip insanların bu gönül seferberliğine katılması gerekir. O zaman milletin gönlüne giden yolları keşfetmek kolaylaşır.

Bu milletin Bayrağımızı yükseltecek büyük başarılara şiddetle ihtiyacı vardır. Mehmet Emin Resulzade’nin ifade ettiği "Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez" düsturu gereğince mücadele devam etmektedir. Anadolu topraklarında büyük bir medeniyet geliştirmiş olan Türkler için kutsal vatanda bayrağın inmesi endişesi değil, yükseltilmesi amacı bir milli davadır. Bu davaya sekte vurabilecek her türlü aykırı eylem Türk milleti veya tarih tarafından cezasız bırakılmayacaktır. Tarihte bunun örnekleri vardır ve bazıları hala tazeliğini korumaktadır. İhanet odakları hatta hala Türklerin himayesine muhtaç durumdadırlar. Gelecek için pişmanlık değil gurur duyulacak eylemler milletin yükselmesine katkı sağlayacaktır. Bundan ise herkes fayda sağlayacak ve gururuna ortak olacaktır.